Tanrı Bizi Nasıl Değiştirir

Yaşamlarımızda zaman zaman mücadele ettiğimiz, daha farklı olmayı dilediğimiz alanlar olduğunu fark ederiz. Bunlar bizim hevesimizi kıran ahlaki başarısızlıklar ya da alışkanlıklar olabilir. Tanrı bu alanlara nasıl yaklaşmamızı ister? Gerçek değişim ve özgürlüğe giden bir yol var mı? Evet. Tanrı’nın lütfu hakkında anladıklarım yaşamımda çok güçlü bir değişikliğe yol açtı. Ve bunların sizin yaşamınızda da bir fark yaratabileceğine inanıyorum.

Lütuf sözcüğünü duyduğunuzda aklınıza ne geliyor? Sanırım benim şimdiye kadar karşılaştığım en iyi tanımı Joseph Cooke adlı yazar yapmış: “Lütuf mükemmellikten uzaklık, zayıflık, başarısızlık ve günahla karşılaştığında sevginin takındığı yüzden daha fazlası ya da daha azı değildir.”

Lütuf Nedir?

Bize günahlarımıza göre davranmayan, günahlarımızdan dolayı bizden intikam almayan Tanrı’nın yüreğindeki niteliktir. Bizler sadık olmadığımızda bile Tanrı’nın sadakatidir. Aslına bakılırsa sevimli olmayan, zayıf, yetersiz, hak etmeyen ve iğrenç her ne varsa onunla karşılaştığında sevginin olması gereken şeydir. Tanrı sevap işleyip işlemediğimize bakmaksızın bize yanıt verir. Lütuf, hak edilmemiş iyiliktir.

Tanrı’nın lütfu O’na güvenen herkese sevgi ve iyiliğini döker. Bunu kazanmaya çalışmanız gerekmez. Bu lütfu alabilmek için sadece O’nunla bir ilişki içerisinde olmalısınız.

Sadece yaşamımızda yanlış şeylerin bulunduğunu fark ettiğimiz zaman Tanrı’nın lütfuna en çok ihtiyacı duyarız. Yanlış kararlar, kötü alışkanlıklar, bizi utandıran davranışlar, Tanrı’nın değiştirmesini istediğimiz ancak bizi yargılayacağından korktuğumuz alanlar… Eğer Mesih’i yüreklerimize kabul etmişsek O’na ait olduğumuz, bağışlandığımız, ve şimdi lütfu altında yaşadığımız ilan edilir. Bizi özgür kılan ve değiştiren, O’nun lütfudur. Kutsal Yazılar’ın Tanrı’nın lütfu hakkında ne söylediğini bilmek işte bu nedenle bu kadar önemlidir.

Hepimiz içimizde bir iyi bir de kötü kısım olduğunun farkındayız. İyi davrandığımız anlarda tüm dünyanın görmesini istediğimiz bir kısmımız vardır. Ve utandığımız davranışlar söz konusu olduğunda da tüm dünyadan saklamak istediğimiz bir kısmımız vardır.

Kendi kendini geliştirmeye odaklanmış bir kültürde yaşıyoruz. Kendimizi analiz etmeye ve kötü kısmımızı nasıl daha iyi yapabileceğimizi düşünmeye çok zaman ayırıyoruz. Kötü kısım olarak düşündüğümüz şeylere zaman, enerji ve para harcayarak alışverişe ya da spor salonuna gidiyoruz. Ve geliştiremediğimiz, ya da henüz geliştirmediğimiz alanları saklama eğilimi içerisindeyiz.

Utanç İçerisinde Saklanmak

Kendinizi hiç bir kişiyi yeni yeni tanırken derinlerde bir yerde “umarım benim hakkımdaki şu şeyi asla öğrenmezler” derken buldunuz mu? Ya da belki yakın bir arkadaşınıza “benim bu yönümü lütfen başka kimseye söyleme” dediğiniz olmuştur. Tanrı ile ilişki içerisine girdiğimizde O’nun da bizler gibi olduğunu düşünürüz. Kötü kısımlarımızı O’ndan saklamamız gerektiğine inanırız. Ancak kişiliğimizin kabul edilemez yönlerini O’ndan sakladığımızda gerçek benliğimizle ve Tanrı ile ilişkimizi yitirebiliriz.

Tanrı böyle değildir. O’nun yolları bizim yollarımız değildir. İyi kısımlarımızı kabul edip kötü yanlarımızı reddetmez. Bizi bir bütün olarak görür. Bizi ikiye bölünmüş bir kişi olarak görmez. Bize der ki “Kötü yanlarınızı daha iyi yapmaya çabalamayın. Bunu kendi başınıza yapmanız olanaksızdır. Ne kadar daha iyi yaparsan yap yine de yeterince iyi olmayacak, çünkü Ben mükemmelim. Hem iyi hem de kötü kısımlarını bana ver ve seni bir bütün yapmama izin ver.”

Tanrı’nın lütfunu nasıl tecrübe ederiz?

Yasayı anlamadan lütfu anlamaya çalışmak güçtür. Tanrı’nın mükemmel yasasını, buyruklarını ve bizim nasıl yaşamamızı istediğini görürüz ve dürüst olmak gerekirse genellikle bunlara erişemeyiz. O halde Tanrı’nın yasasını, buyruklarını ne yapacağız? Yasa bizim için biz ayna gibidir. Aynaya baktığınızda yüzünüzde daha önce hiç farkında olmadığınız kocaman bir çamur lekesi olduğunu fark edebilirsiniz. Ayna bu lekeyi çıkaramaz, ancak kapıdan dışarı çıkmadan önce aynaya baktığınız için şükredersiniz. Tanrı da aynı şekilde yetersizliklerimizi, günahlarımızı ortaya çıkarır ve bunları gördüğümüz için şükrederiz çünkü böylece bunları Tanrı’ya getirebiliriz ve Tanrı da lütfuyla bunlarla ilgilenir. Galatyalılar 3:24 der ki “…İmanla aklanalım diye Mesih’in gelişine dek yasa eğitmenimiz oldu.” Mesih’e geldiğimizde bir Kurtarıcı’ya ihtiyacımız olduğunu biliriz. Aslına bakılırsa yaşamımızın geri kalanında da hep bir Kurtarıcı’ya ihtiyaç duyacağız.

İbraniler 4:13-16 şöyle der: “Tanrı'nın görmediği hiçbir yaratık yoktur. Kendisine hesap vereceğimiz Tanrı'nın gözü önünde her şey çıplak ve açıktır.Tanrı Oğlu İsa gökleri aşan büyük başkâhinimiz olduğu için açıkça benimsediğimiz inanca sımsıkı sarılalım. Çünkü başkâhinimiz zayıflıklarımızda bize yakınlık duyamayan biri değildir; tersine, her alanda bizim gibi denenmiş, ama günah işlememiştir. Onun için Tanrı'nın lütuf tahtına cesaretle yaklaşalım; öyle ki, yardım gereksindiğimizde merhamet görelim ve lütuf bulalım.”

Gerçek ve Alçakgönüllülük İçerisinde Gelin

Tanrı’nın lütuf tahtına gerçekle ve alçakgönüllülük içerisinde yaklaştığımızda lütfu tecrübe ederiz. Gerçekle gelmenin zıttı, saklanmaya çalışmak ve ışığa gelmemektir.

Sizinle oldukça açık konuşacağım ve Tanrı’nın lütuf tahtına getirmem gereken bir alanı paylaşacağım. Yemek konusu yaşamım boyunca benim için zor bir konu oldu. Çocukken pek şişman olduğumu hatırlamıyorum, ancak onuncu sınıfa geldiğimde (hepsi benden daha hafif olan) arkadaşlarım ne kadar şişman oldukları hakkında şikâyet etmeye başladılar. Ben de kendi kendime şöyle düşündüm: “”Eğer onlar şişman olduklarını düşünüyorlarsa ve ben onlardan daha şişmansam, ben gerçekten şişman olmalıyım” O günlerde sanırım 55 kilo civarındaydım. Yiyeceklerin o günlerde benim için önemli bir konu haline gelmeye başladığını hatırlıyorum. Ve nelerden uzak durmam gerektiğini düşündükçe çok daha fazla yemek isterdim.

Annem de bana şunun gibi şeyler söylerdi: “Eğer onu yemezsen bence giysilerinin içinde daha güzel görüneceksin. Neden kilo vermeye çalışmıyorsun?” Beni bir kilo doktoruna bile götürdü!

Üniversiteye başladığımda belirli şeyleri yememem gerektiğini biliyordum ve bu nedenle bu yiyecekleri alıp gizlemeye başladım. Çekmecemde çikolata saklardım. Bir defasında koca bir pastayı yatağımın altına saklamıştım. Ve birisi bana bir şeyi yememem gerektiğini söylediğinde o şeyden on tane yemek için dayanılmaz bir arzu duyardım. Kampüse yakın iki hamburger restoranı vardı. Bunlardan birine gidip hamburger, patates ve kola ısmarladığımı hatırlıyorum. Ardından arabaya atlayıp diğer restorana gider ve orada da bir hamburger, bir patates ve bir de kola ısmarlardım. Aynı yerde bu kadar yiyeceği birden yemek beni çok utandıracağı için iki farklı yere giderdim. Ve eğer çok zamanım yoksa sanki iki kişi için sipariş veriyormuş gibi yapardım: “Tamam, şimdi bir hamburger, bir patates ve bir kola istiyorum; … ve arkadaşım için de bir burger, bir patates ve bir kola.” Ardından dışarı çıkar ve hepsini ben yerdim. Ama saklanırdım. Ve yalan söylerdim.

Saklanmaktan Özgürlük

Mesih’e geldiğim zaman beni olduğum gibi kabul etti ve ardından geçen yıllar boyunca yemek sorunum yavaş yavaş iyiye gitti. Daha önceleri bastırılması güç bir yeme dürtüm vardı, ancak Rab bu dürtünün büyük bir kısmını benden aldı.

Ancak arada sırada hala mücadele yaşıyorum – özellikle düşüncelerimde. Örneğin Colorado’nun Keystone bölgesinde büyük bir konferansta konuşmacı olacağımı biliyordum. Kendi kendime “Keystone’a gitmeden önce kilo vermeliyim” diye düşündüm. Bunu denedim ancak bir türlü başarılı olamadım. Bunun ardından “tamam, bir sonraki Pazartesi başlayacağım” dedim. Ve zaman gittikçe daralıyordu, böylece konferansa iki hafta kala hala yaklaşık 5 kilo vermek istiyordum. Daha çok çaba gösterdikçe daha da başarısız oldum. Bu sorunu yakın bir arkadaşıma açtım: “Kay, biliyorsun, kilom beni oldukça rahatsız ediyor. Bu konuda hiç iyi hissetmiyorum. Keystone’a gitmeden önce 5 kilo vermek istiyorum.” Ona kaç kilo olduğumu da söyledim. Ve bana bakıp şöyle dedi: “Ney, eğer konferansa daha zayıf biri olarak gidersen seni daha çok seveceklerini mi düşünüyorsun?” Bir anda tıkandım. “Biliyorsun Kay” dedim, “sanırım içimde bir şeyler gerçekten böyle düşünmeme yol açıyor”. Bunun üzerine bana gülümseyerek şöyle dedi: “Ney, ben seni olduğun gibi seviyorum. Kaç kilo olduğun umurumda bile değil.” Ağlamaya başladım. Kendimi alçaltıp doğruyu söylediğim zaman arkadaşım Kay bana lütuf göstermişti. Ve biliyor musunuz, bunun ardından kendimde içsel bir motivasyon bularak birkaç kilo vermeyi başardım.

Yasanın yapamadığını lütuf yaptı. İbraniler 13:9 der ki “Yüreğin Tanrı lütfuyla güçlenmesi iyidir.” Eğer O’nun önüne tüm dürüstlüğümüzle gelirsek Tanrı da bizim için aynısını yapacaktır. İsa’nın bir benzetme anlattığı Luka 18:9-14’e bakalım: “Kendi doğruluklarına güvenip başkalarına tepeden bakan bazı kişilere İsa şu benzetmeyi anlattı: ‘Biri Ferisi, öbürü vergi görevlisi iki kişi dua etmek üzere tapınağa çıktı. Ferisi ayakta kendi kendine şöyle dua etti: 'Tanrım, öbür insanlara -soygunculara, hak yiyenlere, zina edenlere- ya da şu vergi görevlisine benzemediğim için sana şükrederim. Haftada iki gün oruç tutuyor, bütün kazancımın ondalığını veriyorum.' Vergi görevlisi ise uzakta durdu, gözlerini göğe kaldırmak bile istemiyordu, ancak göğsünü döverek, 'Tanrım, ben günahkâra merhamet et' diyordu. ‘Size şunu söyleyeyim, Ferisi değil, bu adam aklanmış olarak evine döndü. Çünkü kendini yücelten herkes alçaltılacak, kendini alçaltan ise yüceltilecektir.”

Dürüstlük ve İmanla Gelin

Eğer kendimizi alçaltıp O’nun lütfunu almayı reddedersek aramızda bir ilişki olduğundan söz edemeyiz. Rab’bin önüne gelip O’na tüm bu alanlarda nasıl eksikliklerimiz olduğunu anlatırsak O da lütfu içerisinde bize el uzatacaktır. Tanrı bizim kendimizi değiştirmemizi istemez. Bunun yerine O’na dürüst bir şekilde ve imanla gelmemizi ve tüm kaygılarımızı O’na bırakmamızı ister (1. Petrus 5:5-7).

En sağlıklı kişiler nerede eksiklikleri olduğunu bilen ve savunmaya geçmek yerine “Rab, ben günahkâra merhamet et” diyebilen kişilerdir.

Ferisiler kutsal olmak ve yasayı tutmak için çok çabaladılar, ancak onların motivasyonu başkalarını etkilemekti. İsa onları “badanalı mezarlar” olarak adlandırdı. Dışarıdan bakıldığına her şey yolunda görünüyordu, ancak içlerinde ölüydüler ve yürekleri İsa’ya karşı acılıkla doluydu. Örneğin “Şabat günü çalışma” buyruğunu yerine getirmek için ellerinden gelen her şeyi yaparlardı. Ve İsa merhametinden dolayı Şabat günü birisini iyileştirdiğinde bunu yaptığı için O’nu eleştirdiler.

Bazen yasayla ilişki içerisinde olmak bizim için Rab ile ilişki içerisinde olmaktan daha kolaydır. Ve Şeytan bizim Rab’be odaklanmaktan çok yasaya (Tanrı’nın buyruklarına) odaklanmamızı tercih eder. Tanrı’nın lütfunu tecrübe etmek istiyor muyuz? O’na gerçekle ve alçakgönüllülük içerisinde gelmeliyiz. Yakup 4:6 der ki “Tanrı kibirlilere karşıdır, ama alçakgönüllülere lütfeder.”

Birkaç yıl önce bir seminerin sonunda genç bir kadın bana yaklaştı. Yüzü karanlıkla kaplanmış gibiydi ve çok ağır bir yük taşıyor, çok acı çekiyor gibiydi. Konuşmaya başladığımızda Mesih’in onun yaşamında olduğunu anladım, ancak ona çok utanç veren bir alışkanlığı vardı. Bu alışkanlıktan kurtulabilmek için çok çaba göstermişti, ancak hiçbir çabası işe yaramamıştı. Bunu durduramıyordu. Tüm sözlerine ve çabalarına rağmen durduramıyordu. Ve bu tekrarlandığında daha da kötü hissediyor, mahkûm edildiğini düşünüyordu. Ona Şeytan’ın günah işlememizden çok hoşlandığını ve bizim kafamıza vurup bizi suçlamaya bayıldığını anlattım. Ve bu konuyu hiç Rab’be getirip getirmediğini sordum. Hayır diye yanıtladı. Bu konu ona o kadar utanç veriyordu ki bunu Rab’be getirememişti.

Ben de ona şunları söyledim: “Bu bir daha tekrar olduğunda kendini izole etmek yerine, mahkûmiyet içinde kalmak yerine bu günahı Tanrı’nın sana sevgisini hatırlatacak bir araç olarak görmeni istiyorum.” Ve bunu ikinci defa yaşadığında konuyu ışığa getirmesini istedim. Belki şöyle bir şey söyleyebilirdi: “Rab, sana ait olduğum için sana şükrediyorum. Rab, beni sevdiğin için sana şükrediyorum. Rab, İsa Mesih’in kanı beni tüm günahlardan arındırır. Rab, günahımı kabul ediyorum, ancak bana sen güç vermezsen hiçbir şey yapamam. Rab, irademi, kendimi senin ve senin sözünün tarafına koyuyorum. Kendim için yapamadığımı Ruh’un aracılığıyla bende ve benim aracılığımla yapar mısın?”

Onunla birlikte dua ettik ve Tanrı’ya lütfu ve esenliği için şükrettik. Bu günahtan dönüp tövbe etmek istediği benim için çok açıktı, ve gerçekten de bunu yaptı. Her şeyin nasıl gittiğini bana haber vermesini istediğim için birkaç ay sonra ondan bir mektup aldım. Mektubunda ona söylediğim şeyi yaptığını anlatıyordu ve şöyle diyordu: “Ney, son birkaç ay içinde her şeyin eskisine oranla ne kadar da küçüldüğünü görerek hayrete düşüyorum! Beni rahatsız eden şey eskisine göre çok daha güçsüz!” Günahın tutsağı olmuştu ancak lütfu bilmiyordu. Kendisini Rab’bin ve benim önümde alçalttığı ve günahını Tanrı’nın lütfunun ışığına getirdiği zaman, Tanrı onunla bulunduğu yerde buluştu.

Kabul Etmek için İnan

İbraniler 4:13: “Tanrı’nın görmediği hiçbir yaratık yoktur. Kendisine hesap vereceğimiz Tanrı’nın gözünde her şey çıplak ve açıktır.” Romalılar 5:20 ise der ki “Günahın çoğaldığı yerde Tanrı’nın lütfu daha da çoğaldı.” Tanrı’nın lütfu oradadır, ancak onu alabilmek için öncelikle ona inanmalıyız. Bir kişi bir defasında eğer lütuf bir kişiyi değiştirecekse bundan önce kaçınılamaz tek bir koşul olduğunu söyledi. Bu da Tanrı’nın lütfuna inanmaktır. Tanrı’ya güvenle yanıt vermeliyiz. Ve Tanrı bunun ardından harekete geçecektir.

Eğer Tanrı’nın tamamen güvenilir olduğunu bilirsem, sevgisinin tamamen gerçek, iyiliğinin sonuna dek içten, bana olan ilgisinin gerçekten bol yaşam anlamına geldiğini bilirsem, o zaman doğasının gereği olanı yapacaktır. Benim gerçekten yaşadığım yer neresi ise oraya eğilip en derinlerime gelecektir. O’nun lütfu beni dönüştürebilir. Yüreğimi motive eden en derin yerlere dokunabilir ve beni yepyeni bir kişi yapabilir. Ve Tanrı bizim için tüm bu şeyleri yapmaya adanmıştır. Bize şöyle der: Yasalarımı zihinlerine işleyeceğim, yüreklerine yazacağım. Ben onların Tanrısı olacağım, onlar da benim halkım olacaklar.” (İbraniler 8:10) Dışsal yasanın asla yapamadığını Tanrı kendi lütfuyla bizim yaşamlarımızda yapacaktır.

2. Korintliler 3:18 der ki, “Ve biz hepimiz peçesiz yüzle Rab’bin yüceliğini görerek yücelik üstüne yücelikle O’na benzer olmak üzere değiştiriliyoruz. Bu da Ruh olan Rab sayesinde oluyor.” Dönüşüm bir süreçtir. Tanrı’nın sözüne inanıp O’na güvendiğimizde O da bizim yüreklerimizi ve düşüncelerimi değiştirmekte özgür olur. Ancak bu değişimin bir anda gerçekleşmediği anlaşılmalıdır. Bu bir süreçtir.

Lewis Sperry Chaffer lütuf hakkında oldukça kapsamlı bir kitap yazmıştır ve şöyle der: “Tanrı Sözü’nün çok güçlü tanıklığı zamanda ve sonsuzlukta kurtuluşun her yönünün, tanrısal lütfun her bereketinin sadece neye inanıldığı tarafından koşullandırıldığını gösterir.

Tanrı Bizi Lütfuyla Dönüştürür

O halde Tanrı’nın lütfunu nasıl tecrübe ederiz? Rab’be güçsüzlüğümüzde, yetersizliğimizde, günahımız ve başarısızlığımız içerisinde gelir. O’nun sevgisine ve bizi değiştirme gücüne inanarak lütfuna sığınırız. Bunun sonucunda da büyümeye başlarız.

2. Petrus 3:18 der ki, “Rabbimiz ve Kurtarıcımız İsa Mesih’in lütfunda ve O’nu tanımakta ilerleyin.”

Luka 15’te anlatılan Kaybolan Oğul öyküsünde Kaybolan Oğul evini terk eder, babasının servetini çarçur eder ve en sonunda ihtiyacını ve babasının büyük olasılıkla ona iyi davranacağını anlar (a.17). “Babamın nice işçisinin fazlasıyla yiyeceği var, bense burada açlıktan ölüyorum. Kalkıp babamın yanına gideceğim, ona ‘Baba’ diyeceğim, ‘Tanrı’ya ve sana karşı günah işledim. Ben artık senin oğlun olarak anılmaya layık değilim. Beni işçilerinden biri gibi kabul et.” Kendisini alçaltı ve ardından babasına gitti. Babasına geri döndüğünde gerçeği söyledi. Ama biliyor musunuz, erkek kardeşi bundan hiç hoşlanmadı. Baba oğluna elini uzattığı için babasını hor gören erkek kardeş, yasacılığı temsil eder. Çünkü bu adam kardeşinin yasayı tutmadığı için babasının lütfunu hak etmediğini söylüyordu. Ancak baba, oğlu ne yapmış olursa olsun onu sevdi.

Tanrı ile ilişki yasadan çok daha güçlüdür. Şeytan bizim yasacılık içinde yasaya bağlı olmamızı ve böylece her zaman suçlu ve lanetli bir biçimde dolaşmamızı tercih eder. Ancak Rab Romalılar 8:1’de der ki, “Mesih İsa’ya ait olanlara artık hiçbir mahkûmiyet yoktur.” Lütuf altındayken kendi kaynaklarımızdan çok daha fazlasına sahibiz. Kendi iradesini yerine getirmemiz için bizi güçlendiren Tanrı’nın Ruhu’na sahibiz. Ruh’la dolu yaşam her an O’nun lütfunu gerçek hale getirir. Ruh’la dolu yaşam, başarısızlığı kabul etmek ve bunu Tanrı’ya geri getirmeye devam etmektir. Günahımız için kişisel sorumluluk alır ve Tanrı’nın bizi büyümemize olanak verecek şekilde değiştirmesini isteriz.

İsa çarmıhta bizim günahımız ve kötülüğümüz için öldü. Bizler suçluyduk ve suçumuzun bedelini ödedi. Günahlarımızı itiraf ettiğimizde yaptığımız yanlışlıkları, çarmıhın zaten ödemiş olduğunu ortadan kaldırmış oluruz. Tanrı adamı ya da kadını olmak günahımız konusunda alçakgönüllü ve dürüst olmak ve O’nun lütfu ve yetiştirmesini kabul etmekle ilgilidir.

John Powell şöyle der, “Sevilmek için değişmemiz, büyümemiz ve iyi olmamız gerektiğini düşünürüz. Ancak aslında değişebilmemiz, büyüyebilmemiz ve iyi olabilmemiz için sevilir ve O’nun lütfunu alırız.”

Yaşamlarımızdaki şifanın tek sınırı kendimizi açık bir şekilde göstermediğimiz yerlerdir. Büyüyebilmek için doğru ve gerçek olana adanmış olmalıyız. Tanrı’nın lütfu Tanrı’nın Sözü’nün ışığında bize Tanrı’yla ve yaşamımızla yüzleşmek için özgürlük verir. O’nun bizi tamamen sevdiğini ve kabul ettiğini biliriz. O da bizi her şeyde O’nunla gitmeye çağırır, öyle ki her şeyde özgürlüğü (Yuhanna 8:32) ve daha bol yaşamı tecrübe edebilelim (Yuhanna 10:10).

Artık Mahkumiyet Yok

Öğüt için bana gelen genç bir bayanı hatırlıyorum. Onun anlatmasına göre midesi düğümleniyordu, suçu onu tamamen eziyordu ve uykusuzluk çekiyordu. İnanılmaz bir yargı, korku ve aşağılanma ile yaşıyordu. Böyle hissetmesinin nedeni, ahlaksızlık yapmış olmasıydı. Tanrı’nın Sözü’nün bu şekilde bir ahlaksızlık yapmaması gerektiğini söylediğini biliyordu. Kendisini bir ağın içerisinde bulmuştu ve kendisini dışlayacakları korkusuyla bu konuda kimseyle konuşamıyordu. Başını eğerek tüm öyküsünü anlattı. Yardıma ihtiyacı olduğu için her şeyi tüm açıklığıyla anlattı. Günahından dolayı gerçekten üzüntü ve pişmanlık duyuyordu. Tövbekâr bir yüreği vardı. Benim yanımda günahını Rab’be itiraf etti ve O’nun bağışı ile lütfunu aldı. Daha sonra bana söylediğine göre bana ilk geldiğinde duygusal ve içsel bir hapishane içerisindeydi. Ve bana geldiğinde dışlanma yerine sevgi ve kabul edilme bulmuştu.

Birkaç ay sonra ondan bir mektup aldım. Şöyle diyordu: “Zincirlerim düştü, zindanın kapısı ardına kadar açıldı, üzerimden binlerce kiloluk yük kalktı. Bir özgürlük ve tazelik hissetmeye başladım. Ben senin yanındayken hiçbir şey yapmadım. Bunu yapan sendin. Bu senin kim olduğunla ilgiliydi. Bana O’nun sevgisini, kabul etmesini ve bağışlamasını gösterdin.” O zaman bana karşı sorumlu olmasını istemiştim ve mektupta yazdığına göre bu sorumluluk hiçbir zaman bir yük gibi gelmedi. Ancak kendisine lütuf gösteren kişiye karşı sorumlu olmak çok güven verici bir duyguydu. Daha fazla yardım alacağı yerlere de gitti ve ihtiyaçlarının daha çok farkına vardı. Lütfu tecrübe ettiği zaman bunun teolojik bir terimden çok daha fazla şey ifade ettiğini söyledi.

İyi, kutsal ve mükemmel olan yasa, cildini bir ayna gibi ortaya çıkarmıştı. Kendini alçalttı. İtiraf etti. Kendisine, bana, Rab’be gerçeği söyledi. Ve ihtiyacı olduğu anda lütfu almasını sağlayan şey de gelmesiydi. Günahını ışığa ve Rab’be alçakgönüllülük içerisinde ve dürüstlükle getirerek Rab’bin lütfunu alabildi ve büyümek için özgür kılındı.

Kendi yaşamınızda yargı altında hissettiğiniz ya da reddedilmekten korktuğunuz alanları düşünün…. Mükemmel olmadığınızı hissettiğiniz alanlar. Tanrı’nın yasasını yerine getiremediğimizde alçakgönüllü ve dürüst bir şekilde O’na gelmeliyiz. Saklanmaya hiç gerek yok. Yalan söylemeye hiç gerek yok. Mahkûm olmaya hiç gerek yok.

“Böylece Mesih İsa'ya ait olanlara artık hiçbir mahkûmiyet yoktur. Çünkü yaşam veren Ruh'un yasası, Mesih İsa sayesinde beni günahın ve ölümün yasasından özgür kıldı. İnsan benliğinden ötürü güçsüz olan Kutsal Yasa'nın yapamadığını Tanrı yaptı. Öz Oğlu'nu günahlı insan benzerliğinde günah sunusu olarak gönderip günahı insan benliğinde yargıladı. Öyle ki, Yasa'nın gereği, benliğe göre değil, Ruh'a göre yaşayan bizlerde yerine gelsin.” (Romalılar 8:1-4)

“Ey gençler, siz de ihtiyarlara bağımlı olun. Hepiniz birbirinize karşı alçakgönüllülüğü kuşanın. Çünkü, "Tanrı kibirlilere karşıdır, Ama alçakgönüllülere lütfeder." Uygun zamanda sizi yüceltmesi için, Tanrı'nın kudretli eli altında kendinizi alçaltın. Bütün kaygılarınızı O'na yükleyin, çünkü O sizi kayırır.” (1. Petrus 5:5-7)

“Öyleyse buna ne diyelim? Tanrı bizden yanaysa, kim bize karşı olabilir? Öz Oğlu'nu bile esirgemeyip O'nu hepimiz için ölüme teslim eden Tanrı, O'nunla birlikte bize her şeyi bağışlamayacak mı? Tanrı'nın seçtiklerini kim suçlayacak? Onları aklayan Tanrı'dır. Kim suçlu çıkaracak? Ölmüş, üstelik dirilmiş olan Mesih İsa, Tanrı'nın sağındadır ve bizim için aracılık etmektedir. Mesih'in sevgisinden bizi kim ayırabilir? ... Ama bizi sevenin aracılığıyla bu durumların hepsinde galiplerden üstünüz. Eminim ki, ne ölüm, ne yaşam, ne melekler, ne yönetimler, ne şimdiki ne gelecek zaman, ne güçler, ne yükseklik, ne derinlik, ne de yaratılmış başka bir şey bizi Rabbimiz Mesih İsa'da olan Tanrı sevgisinden ayırmaya yetecektir.” (Romalılar 8:31-39).